pisagorayt

“AYT’yi dert etme, biz buradayız.”

Hidrojen Arabaları: Sessiz Bir Devrimin Bastırılmış Hikâyesi

tarafından

in

Bazen insanın aklına şu soru düşer: “Eğer gerçekten temiz bir enerji varsa, neden hâlâ duman soluyoruz?”

Hidrojen, bir zamanlar insanlığın elinde ışık gibi parlayan bir umuttu. Suyun içinden enerji çıkarmak, doğayı kirletmeden hareket etmek, gökyüzüne sadece su buharı salmak…
Kulağa ütopya gibi geliyor, değil mi? Oysa bu teknoloji yıllardır elimizdeydi. Ama birileri fişi çekti.



🚗 Bir Damla Suyla Giden Araba

Hidrojenle çalışan arabalar, aslında elektrikli araçlardır. Fakat onları “özgür” kılan şey, enerjinin kaynağıdır.

Yakıt hücresi denilen bir sistem, hidrojenle oksijeni buluşturur. Bu buluşmadan elektrik doğar.
Motor döner, araba gider. Egzozdan çıkan tek şey: su buharı.

Ne karbondioksit, ne kurum, ne gaz. Sadece hayatın özü.

Kısacası hidrojen arabası, dünyanın en temiz makinesidir. Ama “temizlik” ne yazık ki “kârlı” değildir.



💰 Kirli Eller Temiz Enerjiyi Sevmez

Petrol devleri, doğal gaz kartelleri, enerji tekelleri… Onlar için mesele doğa değildir. Mesele, faturadır.

Elektrikli arabalar onlar için tehlike değildir, çünkü elektrik hâlâ merkezden gelir.
Yani hâlâ bir sayaç, hâlâ bir sistem, hâlâ bir tahakküm vardır.

Ama hidrojen başka.
Hidrojen suyun içinde. Her yerde, herkes üretebilir. Bir güneş paneliyle, bir rüzgâr türbiniyle, bir damla suyla.

Bu özgürlük, enerji devlerinin kâbusudur. Çünkü hidrojenin faturasını kimseye kesemezsin.



🏭 “Verimsiz” Dediler, Çünkü Tehlikeliydi

Bugün hâlâ bazıları “hidrojen verimsizdir” diyor. Peki, kimin için verimsiz?

Doğal gazdan elde edilirse, evet. Çünkü aynı şirketler üretir, aynı boru hatlarından taşır.
Ama güneş ve rüzgârla üretilirse?
O zaman verimli değil, tehlikelidir — çünkü bağımsızdır.

Bu yüzden hidrojen projeleri desteklenmedi.
Bu yüzden laboratuvarlarda, üniversitelerde yıllarca tozlu raflara kaldırıldı.
Bu yüzden “geleceğin teknolojisi” dendi ama geleceğe hiç gitmesine izin verilmedi.



🔌 Batarya Parlıyor, Maden Ağlıyor

Elektrikli araçlar yeşil bir geleceğin simgesi gibi gösteriliyor.
Ama o bataryaların içindeki lityum, kobalt, nikel nereden geliyor?
Kongo’daki çocuk işçilerden, Güney Amerika’daki kurumuş göllerden.
Bir hidrojen motorunun atığı sudur, ama batarya endüstrisinin atığı acı bir gerçekliktir.

Hidrojenin bu kadar “pahalı” olması da doğal değil.
Kasıtlı olarak pahalı tutuldu. Devlet teşvikleri yönlendirildi, medya manipüle edildi,
ve halkın bilinci “elektrik = gelecek” cümlesine hapsedildi.

Oysa “gelecek”, gökyüzünde — yani suyun içindeydi.



🌍 Kimin Geleceği?

Toyota Mirai, Hyundai Nexo, Honda Clarity…
Hepsi hidrojenliydi.
Çalıştılar, testleri geçtiler, yollara çıktılar. Ama durdular.

“Altyapı yok” dendi. Peki kim kurmadı o altyapıyı?
Aynı dünyada milyonlarca benzin istasyonu inşa eden kimdi?
Kimin parası, hidrojenin yoluna taş koydu?

Bu gezegenin enerjisini doğadan değil, birkaç enerji devinin elinden almak zorunda kalmamız, teknik bir eksiklik değil; bir politik tercihtir.



 💧 Hidrojen Halkın Yakıtıdır

Hidrojenin güzelliği şuradadır: Her ülke kendi enerjisini üretebilir.
Köyler, kasabalar, bireyler — suyla, rüzgarla, güneşle.
Yani enerji bağımsızlığı demektir.

Ama bağımsızlık, tekellerin en korktuğu şeydir.
Çünkü bağımsız insan, pazarlanamaz insandır.

Ve hidrojen, pazarlanmayan enerjinin adıdır.



✊ Bir Damla Su, Bir Direniştir

Bir gün, o “verimsiz” denen teknoloji geri dönecek.
Bir çocuk, kendi ürettiği hidrojenle arabasını çalıştıracak.
Bir köy, kendi elektriğini suyundan çıkaracak.
O zaman enerji değil, irade özgürleşecek.

Çünkü hidrojen sadece bir element değildir. Bir fikirdir. Bir direniştir.
Bir damla sudan doğan umut, bir kıvılcım özgürlüktür.



“Su, yakıta dönüştüğünde yalnızca motorlar değil, insanlar da özgürleşir.”
— Hidrojen Devrimi Üzerine, 2025


Yorum bırakın