pisagorayt

“AYT’yi dert etme, biz buradayız.”

Amberin Gölgesinde

tarafından

in

Birahaneler sessizce dolar geceye,
her bardakta bir başka hikâye köpürür.
Kömür rengi masalarda ışık eğrilir biraz,
ve sarı bir buğu çöker yüzlere —
zamanın sarhoş hâlidir belki bu.

Kadehime eğilirim,
camın içinde titreyen o küçük dünya,
sanki kaybolmuş bir anın minyatürü.
Her kabarcıkta bir anı yükselir,
bir öpüş, bir veda, bir gülüş —
ve hepsi köpükte söner gider.

Bir kadın geçer aklımdan,
parfümü hâlâ bira kadar keskindir.
Adını anmak istemem,
çünkü harfler bile sarhoş olur bazen.
Bir gün “kal” demem gerekirdi belki,
ama akşamı çoktan içmiştim o vakit.

Dışarıda bir sokak lambası titrer,
yorgun bir yıldız gibi.
Bir kedi geçer yanımdan,
gözleri iki sarı yudumdur geceye.
Şehir, küflü bir melodi çalar uzaktan,
tramvay sesleri bile dalga geçer yalnızlığımla.

Benimle aynı çaresizlikte birkaç adam daha,
konuşmadan içer —
çünkü bazı dertler, kelimelerden önce dolar bardağa.
Birinin elinde gazete,
birinin cebinde boş bir mektup.
Hepsi aynı cümleyi düşünür belki:
“Unutmak, hafızanın en nazik cinayetidir.”

Garson gelir,
bir bira daha ister miyim diye sorar.
Oysa ben çoktan içmişimdir kendimi.
Her yudumda biraz daha silinirim,
biraz daha camın içindeki o amber ışığına karışırım.

Ve bilirim —
hiçbir şey için geç kalınmamıştır,
ama artık hiçbir şeye gerek de kalmamıştır.

Yalnızlık,
biranın en ağır tortusudur.
Dibe çöker,
ve kimse bitiremez o son yudumu.


Yorum bırakın