Bir sükût indi gecenin kalbine, kandil yanar,
Gölge dolmuş taşın üstünde cihânı arar.
Bir nefesle tartılır kalpteki gizli günâh,
Bir nefes ki adaletin terazîsi kadar.
Bir çocuğun sesidir çölde yankı bulan âh,
Bir kulak var, duyar o saf nidâyı sabah.
Hükmeden kimse değil, hükmü veren vicdandır,
Ki o nûr, Ömer’in alnındaki secdedir, pâk.
Bir ışık düşer, kum üstünde yol çizer hâlâ,
Kılıç eğilmez, fakat gönül eğilir Mevlâ’ya.
Her adımda bir hesap gizli, bir tartı saklı,
Bir yudum su bile hakkın terâzîsinde ağlar.
Ey adalet, senin isminle döner gökyüzü,
Her yıldız, bir kulun kalbinde yanar gizli.
Bir el uzanır taşın üstünden göklere,
O elin gölgesi bile zulme izin vermez.
Ne saray, ne taht aradı o çölün sultanı,
Bir hurma gölgesinde ölçtü dünyânı.
Bir elbiseyi ikiye böldü, pay etti halkla,
İkilik değil, adalet doğdu o anda.
Bir yetim kapısında beklerdi gece vakti,
“Bir kandil sönerse kim ısınır?” derdi belki.
Gecenin yüreğinde bir titrek alev yanar,
O alevde taş kesilir, kalpler erir, arınır.
Bir terazi kurulur göğün altında sessiz,
Bir kefede nefis, bir kefede nefessiz iz.
Bir teraziyi eğmek ister bazen arzular,
Ama Ömer’in nûru iner, taşlar susar.
Ve şimdi…
Bir çocuk ağlar Kudüs’ün yıkık avlusunda,
Göğe karışır sesi, taş bile ağlar onda.
Kandiller sönmüş, duvarlar susmuş, ezan susar,
Bir annenin kalbinde yanar, yeniden Medine.
Kum rengi toprağa düşer bir küçük el,
O elde taş yoktur — sadece dua gizli.
Bir güvercin havalanır dumanın içinden,
Kanatlarında “adalet” yazılı bir nefes gibi.
Ey adalet, eğer hâlâ bir sesin varsa,
Filistin sokaklarında yankılan biraz.
Bir damla gözyaşı, teraziyi doğrultur,
Ve çocuklar ölmesin —
çünkü onlar tartının en hafif,
ama en kutsal kefesidir.
Ey yürek, unutma — hakkın yolu dar geçittir,
Her yanlış adımda bir kefenin ipi titrer.
Zaman, kum saatinde durur bir anlığına,
Ömer’in gölgesi düşer Gazze’nin taşına.
Yorum bırakın