Akşam inerken şehrin eskimiş sokaklarına,
bir çocuk yürür taşların hafızasında.
Her adımı yarımdır,
sanki toprağın bile ona verecek cesareti yoktur.
Dizlerinin hizasına kadar uzanan gölgesi
başka çocukların gölgelerine hiç benzemez;
çünkü onun gölgesi,
bir insanın değil, bir sessizliğin izidir.
Kıyıda köşede kalmış bir fırından yükselen sıcaklığı
uzaktan dinler gibi durur;
içeri girmez,
çünkü bir kapı açıldığında
onu çağıran bir ses yoktur.
Elleri ceplerinde
ama avuçları boş —
bir eşya değil,
bir sahiplik eksiktir o avuçlarda.
Sanki dokunduğu her şey
ona ait olmadan kayıp gider.
Bir duvar dibine çöker zaman zaman,
kimsenin fark etmediği çakıl taşlarını toplar;
onlardan bir kule yapar
ama kule hep devrilir.
Çocuk bilir aslında:
Kule taşlardan değil,
hayatın adil olmayışından devrilir.
Gözlerinin rengi durgundur,
bir göl gibi…
Ama o göl,
hiç kimsenin bakıp içini göremediği kadar sessizdir.
Ne bir anne sesi düşer içine,
ne bir baba nefesi ısıtır onu.
Bir rüzgâr eser sonra,
saçları savrulur hafifçe.
Savrulan saç değil aslında —
bir çocuğun tüm kırılmışlığıdır.
Çünkü bazı eksiklikler,
en çok rüzgârla ortaya çıkar.
Gece olur.
Sokak lambaları yandığında
çocuk biraz daha küçülür ışığın içinde;
gökyüzüne bakar,
çünkü orada kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.
Yıldızları sayarken
sanki bir tanesini bile kaçırsam,
o da beni bırakır der gibi…
Bir kediyi sever uzaktan;
yaklaşmaya korkar,
çünkü alıştığı her şeyin
bir gün kaybolmasına alıştırılmıştır.
İyilik, onun için
her zaman kısa ömürlü bir misafirdir.
Bir pencere telaşla kapanır,
evin içinden sıcak bir ışık taşar dışarı;
çocuk bir an bakakalır —
o ışığa değil,
içerideki varlığa…
Birinin çağrıldığı bir eve bakar,
ama o çağrının kendisine olmadığını bilerek.
Sonra yürür.
Sokağın sonuna gelince
arkasında hiçbir iz bırakmamış gibi görünür;
ama bıraktığı iz
taşlarda değil,
gecenin kalbindedir aslında.
Ve o çocuk…
hiçbir şey söylemez.
Konuşsa acı olur,
susar acı olur —
ama sessizliği en çok anlatandır.
Çünkü bazı yalnızlıklar,
yüzde değil,
yürüyüşte, duruşta, gölgenin biçiminde saklanır.
O çocuk yürür…
hayatın aceleyle geçip gittiği sokaklarda
kimselerin duymadığı bir ağıt taşır adımlarında.
Ne ismi bilinir,
ne hikâyesi tamamlanır,
ama herkes onu görmezden gelirken bile
bir yerlerde sezilir:
Bir çocuğun en derin acısı,
kimsenin fark etmediği hâlidir.
Yorum bırakın