İnsan, hayata gözlerini açtığında kim olduğunu bilmez; ama nasıl biri olması gerektiğini söyleyen sesler çoktan etrafını sarmıştır. Aile, okul, toplum, dostlar… Herkes iyi niyetle bir yön gösterir. Fakat zamanla yön göstermek ile yön vermek arasındaki ince çizgi kaybolur. İşte o an, insan kendi hayatını yaşamayı bırakır; başkalarının beklentilerini taşımaya başlar.
Ne gariptir ki bu değişim büyük kırılmalarla olmaz. Bir imza atarken, bir daveti kabul ederken, istemediği bir işe “olur” derken, sırf ayıp olmasın diye susarken gerçekleşir. Her istemsiz “evet”, insanın içindeki özgürlüğü biraz daha sessizleştirir. Gün gelir, kendi sesini başkalarının gürültüsü içinde duyamaz hâle gelir.
Çoğumuz “hayır” demekten korkarız. Çünkü reddedilmekten korkarız. Sevilmemekten korkarız. Yanlış anlaşılmaktan korkarız. Oysa fark etmediğimiz bir gerçek vardır: İnsan, başkalarını kaybetmekten korkarken en çok kendini kaybeder. Ve insanın kendisini kaybetmesi, dünyadaki en sessiz felakettir. Kimse alkışlamaz, kimse fark etmez; ama içeride bir hayat yavaş yavaş başkasına ait olmaya başlar.
Hayat, bize verilen en büyük emanettir. Buna rağmen çoğu insan onu kendi istediği gibi değil, başkalarının uygun gördüğü gibi yaşar. Başkalarının onayını vicdanının önüne koyar. Oysa onay geçicidir; vicdan ise ömür boyu bizimle yürür. İnsan, herkesi memnun edebilir ama aynaya baktığında kendisini ikna edemiyorsa, kazandığını sandığı hiçbir şeyin gerçek bir değeri yoktur.
“Hayır” kelimesi bu yüzden kaba bir reddediş değildir. O, insanın kendisine duyduğu saygının sesidir. Her “hayır”, görünmeyen bir sınır çizer ve şu cümleyi fısıldar: “Buraya kadar… Bundan sonrası bana ait.” Sınır koyabilen insan bencil değildir; aksine hayatını rastgele işgallere karşı koruyabilen insandır.
Bir gemi düşünün… Dümeni birkaç dakika bile boş bırakırsanız deniz onu mutlaka bir yere götürür. Ama o yer, kaptanın hayal ettiği liman değildir. Hayat da böyledir. Siz yön vermezseniz, mutlaka birileri sizin adınıza karar verir. Sonra yıllar geçer ve insan, başkasının çizdiği rotada neden mutlu olamadığını anlamaya çalışır.
Belki de özgürlük sandığımız kadar karmaşık değildir. Belki de özgürlük, gerektiğinde tek kelime söyleyebilme cesaretidir. Çünkü bazen insanın kaderini değiştiren uzun konuşmalar değil, zamanında söylenmiş tek bir “hayır” olur.
Unutmayın; hayatınızın dümenini bıraktığınız her an, rotanızı başkaları çizer. Ama hiçbir yol, kendi seçmediğiniz bir istikamette sizi gerçek anlamda mutlu edemez. Bu yüzden bazen en büyük cesaret, bir kapıyı açmak değil; yanlış kapının önünde durup sakin bir sesle “Hayır.” diyebilmektir. Bu tek kelime, belki de hayatınız boyunca söyleyeceğiniz en özgür cümledir.
Bir Cevap Yazın