pisagorayt

“Düşünceye, bilime ve hayata dair.”

Hayatınızdan Geçenleri Hayatınız Sanmayın

by

in

İnsanın başına gelen bazı felaketlerin nüfus cüzdanı vardır.

Adı vardır, soyadı vardır, telefon numarası vardır.

Hatta bazen profil fotoğrafı da vardır.

Biz bunlara arkadaş diyoruz, sevgili diyoruz, dost diyoruz. Sonra bir gün, farkına bile varmadan, hayatımızın küçük bir köşesinde oturması gereken bir insanı alıp salonun ortasına yerleştiriyoruz.

Yetmiyor.

Başköşeye oturtuyoruz.

Yetmiyor.

Eline de hayatımızın kumandasını veriyoruz.

Bir tuşa basıyor, neşemiz gidiyor.

Bir tuşa basıyor, çalışma isteğimiz gidiyor.

Bir mesaj yazıyor, gece mahvoluyor.

Mesaj yazmıyor, daha beter oluyor.

Sonra bütün bunların adına sevgi diyoruz.

Sevginin haberi yok.


İnsanları gözümüzde büyütmek konusunda olağanüstü yetenekliyiz.

Normal boyutlarda bir insan geliyor hayatımıza.

Biz başlıyoruz onu büyütmeye.

Biraz özlem ekliyoruz.

Biraz yalnızlık.

Biraz hayal.

Biraz da “beni yalnızca o anlıyor” denen o tehlikeli cümleden.

Sonunda karşımızdaki insan artık insan olmaktan çıkıyor.

Bir ülkeye dönüşüyor.

Sınır kapıları var.

Giriş izni bekliyoruz.

Vize vermeyince üzülüyoruz.

Oysa alt tarafı Ahmet.

Alt tarafı Ayşe.

Ama bunu bize kim anlatacak?

Biz çoktan bayrağını asmışız.


Sonra bir gün kavga ediyoruz.

İki insanın ağzından birkaç kelime çıkıyor ve nedense o kelimelere ömrümüzden üç gün vermeye karar veriyoruz.

Kavga on dakika sürüyor.

Biz üç gün devam ediyoruz.

Duşta devam ediyoruz.

Arabada devam ediyoruz.

Yatağa yatınca tavana karşı devam ediyoruz.

“Ben aslında ona şunu diyecektim.”

Deseydin.

Diyemedin.

Bitti.

Hayır, bitmiyor.

Çünkü insanın içinde çok çalışkan bir memur var. Mesai saati diye bir şey bilmiyor. Eski dosyaları çıkarıyor, tutanakları inceliyor, tanıkları yeniden dinliyor.

“Peki bunu neden söyledi?”

Bilmiyoruz.

Belki aptal olduğu için.

Bu ihtimali nedense en son düşünüyoruz.

Her sözün altında derin bir anlam arıyoruz.

Belki derinlik yoktur.

Belki su dizimize bile gelmiyordur.

Biz boğuluyoruz.


Bir de insanların bizim hakkımızdaki fikirleri meselesi var.

Ah, o büyük mesele.

Falanca bizi sevmiyormuş.

Olabilir.

Filanca hakkımızda kötü konuşmuş.

Konuşsun.

Biri bizi kibirli bulmuş.

Öteki beceriksiz.

Bir başkası tuhaf.

Ve biz, başka insanların kafasının içinde hakkımızda yapılan toplantılara katılmaya çalışıyoruz.

Gündem maddesi: Biz.

Başkan: Tanımadığımız biri.

Karar: Bizi beğenmemişler.

Eyvah.

Şimdi ne olacak?

Hiçbir şey.

Gerçekten hiçbir şey.

Sabah olacak.

Çay yine demlenecek.

Sokaktan arabalar geçecek.

Bir yerlerde biri gülecek.

Dünya, hakkımızda yanlış düşünen bir insan bulunduğunu öğrenmesine rağmen dönmeye devam edecek.

İnsanın bunu kabul etmesi yıllar sürüyor:

Başkalarının zihninde kötü biri olarak yaşayabilirsiniz ve yine de kendi hayatınızda iyi bir insan olabilirsiniz.

Herkesin kafasına girip kendimizi temize çıkaramayız.

Zaten neden çıkaralım?

Başkalarının zihni bizim mahkememiz değil.

Her iddiaya savunma vermek zorunda değiliz.

Bazen bırakın suçlu bilsinler.

Dosyayı kapatın.

Hayatınıza dönün.


Gençken bunu yapmak daha zor.

Çünkü gençlik biraz da yanlış insanlara büyük roller dağıtma sanatıdır.

Bir arkadaş gelir.

Başrol.

Bir sevgili gelir.

Başrol.

Birisi gider.

Film bitti sanıyoruz.

Oysa film devam ediyor.

Sadece oyunculardan biri setten ayrıldı.

Fakat biz yönetmen koltuğunu da onunla birlikte gönderdiğimiz için ne yapacağımızı bilemiyoruz.

İşte hata burada.

Kimseye kendi hikâyenizin yönetmenliğini vermeyin.

Sevin.

Hem de çok sevin.

Bir arkadaşınız için gecenin yarısında kalkın.

Bir sevgilinin omzunda dünyayı unutun.

Özleyin.

Kıskanın.

Kırılın.

Barışın.

İnsan olun.

Ama tapınmayın.

Çünkü insan, tapındığı şeyin kölesi olur.

Ve hiçbir arkadaşlık, hiçbir aşk, hiçbir insan sizin hayatınızın tamamı olmaya yetecek kadar büyük değildir.


Bir gün biri gidecek.

Mutlaka.

Belki sevgiliniz.

Belki yıllardır kardeşim dediğiniz arkadaşınız.

Belki siz gideceksiniz.

İnsan ilişkilerinin üzerinde görünmeyen son kullanma tarihleri vardır. Bazıları otuz yıl dayanır, bazıları üç ay.

Biz tarihini bilmiyoruz.

Bildiğimiz tek şey, hiçbir şeyin bize sonsuza kadar kalacağına dair imzalı bir sözleşme olmadığı.

Bu yüzden gidenin arkasından üzülün.

Ama kendinizi göndermeyin.

Bir insan hayatınızdan çıktı diye siz de kendi hayatınızdan çıkmayın.


Çünkü asıl kayıp çoğu zaman giden insan değildir.

Asıl kayıp, onun yüzünden harcadığınız kendinizdir.

Çalışamadığınız günler.

Okuyamadığınız kitaplar.

Kaçırdığınız fırsatlar.

Bozduğunuz uykular.

İçinizden gelmediği için gitmediğiniz yerler.

Bir köşede oturup tekrar tekrar düşündüğünüz aynı cümle.

Bir insanın size söylediği beş kelimeyi yüz bin kelime düşünerek cevaplamak…

Korkunç bir alışveriş.

Beş kelime aldınız.

Karşılığında üç gününüzü verdiniz.


Zaman geçiyor.

Bunu gençken duymaktan nefret ediyor insan.

“Zaman geçiyor.”

Yaşlıların söylediği sıkıcı cümlelerden biri sanıyoruz.

Sonra gerçekten geçiyor.

Ve bir gün telefonunuzda eski fotoğraflara rastlıyorsunuz.

Bir yüz.

Bir zamanlar görünce kalbinizin hızlandığı yüz.

Bakıyorsunuz.

Hiçbir şey olmuyor.

Biraz daha bakıyorsunuz.

Yine hiçbir şey.

İşte insan o anda zamanın ne kadar büyük bir terbiyeci olduğunu anlıyor.

Bir zamanlar onsuz yaşayamayacağınızı düşündüğünüz insanı şimdi kahvenizi soğutmadan geçebiliyorsunuz.

Daha tuhafı da var:

Bir zamanlar kavga ettiğiniz insanların bazılarını hatırlamıyorsunuz bile.

Oysa o gece ne kadar haklıydınız.

Ne kadar öfkeliydiniz.

Ne kadar önemliydi.

Şimdi kavganın konusunu bile çıkaramıyorsunuz.

Demek ki hayatın büyük meselelerinin bir kısmı, yalnızca yakından bakıldığı için büyükmüş.


Bu yüzden gençler;

Hayatınıza giren insanları sevin ama onları putlaştırmayın.

Her kavgayı savaş sanmayın.

Her sözü yara yapmayın.

Her eleştiriyi hüküm kabul etmeyin.

Her gidenin ardından koşmayın.

Her yanlış anlaşılmayı düzeltmeye uğraşmayın.

Bazen biri sizi sevmesin.

Bazen biri sizin hakkınızda saçma sapan şeyler düşünsün.

Bazen son sözü o söylesin.

Bazen sizi haksız sansınlar.

Bazen cevap vermeyin.

İnsan her kapıyı çarparak kapatmak zorunda değildir.

Bazı kapıları sessizce çekip çıkmak çok daha ağır bir cevaptır.

Enerjinizi saklayın.

Çünkü hayat sizden onu zaten yeterince isteyecek.

Gerçek acılar gelecek.

Gerçek kayıplar.

Gerçek mücadeleler.

O gün geldiğinde, keşke gençliğinizi küçük insanların büyük meseleleriyle tüketmemiş olsaydınız diyeceksiniz.


İnsanları oldukları büyüklükte bırakın.

Dev yapmayın.

Sonra gölgelerinde siz kayboluyorsunuz.

Ve unutmayın:

Bugün sizi uyutmayan insan, birkaç yıl sonra adını duyduğunuzda omuz silkeceğiniz biri olabilir.

Bugün cevap vermek için içinizi yediğiniz kavganın neden çıktığını bir gün hatırlamayabilirsiniz.

Bugün sizin hakkınızda ne düşündüğünü merak ettiğiniz insan, yarın hayatınızda bile olmayabilir.

Fakat bugün kaybettiğiniz gün geri gelmeyecek.

Bazı insanlar hayatımızdan geçer.
Bizim hatamız, geçerken onları hayatımız sanmaktır.

Bırakın geçsinler.

Çünkü insanın ömrü, başkalarının kafasının içinde kendine güzel bir yer aramak için fazla kısa.

Ve kendi hayatı, başkalarının gürültüsüne feda edilemeyecek kadar değerlidir.


Bir Cevap Yazın

pisagorayt sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin